Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi
Nöroloji AD Öğretim Üyesi
Elbette değildir. Demans üst şemsiye bir başlıktır. Nasıl her baş ağrısı migren değilse, her demans da Alzheimer değildir. Demans denince maalesef akla hep Alzheimer geliyor çünkü en sık görülen Alzheimer hastalığıdır ve yaklaşık %70’i Alzheimer tipi demanstır ama %30’u da Alzheimer dışı demanslar dediğimiz, çok sayıda demans tipidir.
Değildir. Eğer unutkanlık düzeyi günlük yaşam aktivitelerini bozuyorsa, o zaman demans yani bunama diyoruz. Zihinsel fonksiyonlardaki bozulmanın kalıcı ve ilerleyici olması da oldukça önemlidir.

Alzheimer en sık görülen demans tipidir ve bütün demansların yaklaşık %70’e yakınını Alzheimer tipi demansı oluşturmaktadır. En önemli risk faktörü de yaştır. Tıp bilimcilerin araştırmalarını yayınlayan Lancet dergisinde 3-4 yıl önce çıkan bir çalışmada Türkiye’de demansda inanılmaz artış olduğu yazılmıştır. Dünya çapında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’nin genç nüfus sayısının yüksekliği ile övünmesine karşın, demans sorununa en çok maruz kalan ülkelerden birisi olduğumuz ifade edilmiştir. Bu önemli tespit karşısında bireysel, ailesel, toplumsal, kamusal bilinçlenme ve bilimsel çalışmalar ile ülkemizi demans sorununa karşı hazırlıklı hale getirmemiz gerekmektedir.
Yaşlanıyoruz ve bu bir risk faktörüdür. Erken menopoza girmek gibi durumlarda hastalık öncesi, hastalık sonrası, hastalık başladıktan sonra da egzersiz çok önemlidir. Genç yaşlardan itibaren egzersizlere başlamak gerekiyor.
Eğitim düzeyinin düşüklüğü ve zihinsel aktivitelerin yetersiz olması, bu çok önemli bir şeydir. Örneğin; matematik öğretmenisiniz, gitar çalmayı öğrenin. Müzik öğretmenisiniz, tarih ile ilgilenin. Yani kendi mesleğiniz dışında mutlaka bir zihinsel aktivitenizin olması gerekiyor. Sosyal etkileşim genç yaşlardan itibaren çok önemlidir. Bir kişi sosyal hayattan ve toplumdan ne kadar izole ise, Alzheimer riski o kadar yüksek olmaktadır. Eş, dost çok kıymetli bir şeydir. Uzun vadede iyi uyku önemli olduğu kadar, uzun süreli uykusuzluk uzun vadede yine riski artırmaktadır.
Kadın cinsiyeti ve ailede olması, riski arttırıyor. Yani otozomal dominant, birebir katılım değil ama ailede demanslı biri varsa; kardeşiniz, anneniz, babanız veya 2.derece yakınlarınız bile olabilir, mutlaka risk artmış oluyor. Eğer ailede böyle biri varsa, mutlaka şapkayı önümüze koyup bir düşünmemiz gerekmektedir. Evet, yaşı önleyemeyiz ama hastalığı bu risk faktörlerini yöneterek geciktirebiliriz. Bu hastalık 70 - 80’de gelmez, 85 yaşında gelir. O’ da risk faktörlerinin yönetilmesinde çok kıymetli bir kazanç olur.
Kalbi koruyan her şey, beyni de korur. Son yapılan çalışmalar şunu göstermektedir. Vasküler demans dediğimiz yani beyin damarlarının bozukluğuna bağlı gelişen demans en az Alzheimer kadar yaygındır. O yüzden de biz beyindeki damarlarımızı korursak bu da kolestrol, şeker, tansiyon, diyabet gibi hastalıkları regüle eder, güzel egzersiz yapar, iyi uyur, zihinsel aktivitelerimizi de düzenli yapar ve hayatımızda obezite, sigara ve alkol de olmazsa kesinlikle hastalık ya önlenir ya da geciktirilir. Bu da, çok kıymetli bir şeydir.

En önemli risk faktörü yaştır. Türk toplumu olarak da eskiye göre çok hızlı ve inanılmaz bir şekilde yaş ortalamamız ilerlemiş durumda ve bunu değiştiremeyeceğimize göre, diğer faktörleri değiştirebiliriz.
Düzenli egzersiz, bedensel egzersiz, zihinsel egzersizler, sosyal katılımcılık, yeni yeni şeyler öğrenme, eğitim düzeyi demans ile mücadelede inanılmaz etkili olacaktır. Çok sayıda güzel çalışmada da çok yönlü aktif kalmanın katkıları gösterilmiş durumdadır. Yeni bir dil öğrenme, yeni bir müzik aleti çalmayı öğrenme bunlar çok önemlidir. Kolesterol, tansiyon, şeker bunların çok iyi takip edilmesi gerekmektedir.
Kalbi koruyan her şey, beyni de koruyor. O yüzden bunların sıkı takip edilmesi ve sigara, alkol, obezite gibi bunların mutlaka kontrol altında tutulması gerekmektedir. Bunlar hastalığı erkene alan sebeplerdir ve kesinlikle yönetilebilirler, kontrol altında tutulabilirler.
Stres yönetimi çok kıymetli bir şeydir ama erken yaşlardan itibaren bu yeteneğe sahip olunmalıdır. Çünkü Alzheimer dediğimiz hastalıkta; 70 yaşında bir hasta bizim karşımıza geldiği zaman artık çok geç kalınmıştır. Bu hastalık 50’li yaşlarda başlamış bir süreçtir.
Bazı yayınlar neredeyse 20-25 yıl önce beyindeki Alzheimer ile ilgili patolojilerin, bozulmaların başladığını söylüyor. O yüzden o yaşlardan itibaren ailenizde, 1.veya 2. derece yakınlarınızda böyle bir hastalık varsa; 45-50’li yaşlardan itibaren önce durup bir durum tespiti yapmak, benim risk faktörlerim neler, neleri değiştirebilirim, neleri düzeltebilirim demek, düşünmek ve alınacak doğru kararları hayata geçirmek gerekir.
Gerçekten bunları yaparak hastalığı geciktirmek bireye inanılmaz güzel zaman kazandırır ve hastalığı öteler. Hatta hastalık gelecekse de, çok daha hafif bulgular veya şikâyetler ile gelir. Çünkü biz hekimler olarak binlerce hasta görüyoruz. Öncesinde kontrolsüz diyabeti varsa, öncesinde kontrolsüz bir obezitesi varsa, stres yönetimini yapamıyorsa, depresyondaysa mesela, uzun süreli depresyon veya genç yaşlardan itibaren tedavi edilmemiş uzun süreli depresyon, Alzheimer riskini çok artırıyor. Hastalık öncesinde bunlar varsa, hastalık başladıktan sonra, hastalık inanılmaz hızlı ilerlemektedir. O yüzden bunların çok iyi yönetilmesi gerekmektedir.
Sağlıklı beslenmek, yediklerimizin seçimi, gıdalarımızın planlaması bizim ilacımız olması gerekiyor. Alzheimer’in bağırsaklarda başlayıp, ilk bağırsaklarda mikrobiyatanın bozulması ve sonrasında beyinde bozulmanın olduğu ile ilgili konuda da çalışmalar var. Sağlıklı beslenme, stres yönetimi, zihinsel-bedensel egzersizler, genç yaşlardan itibaren düzenli uyku çok önemlidir. Uyuyamıyorum ya da ben hep böyle uyurum diye bir şey olamaz. Günlük ritim diye bir şeyimiz var. Mutlaka biz istediğimiz saatte yatıp-kalkalım beynimizdeki o saati bozmamamız gerekiyor. Neden uyuyamıyoruz onu tespit edip, ona yönelik de koruyucu amaçlı tedaviler planlamamız gerekiyor.