Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Nükleer Tıp AD Öğretim Üyesi
Radyoaktif iyot üretildikten sonra tiroid hastalıklarında eskiden beri çok yaygın bir şekilde kullanılmıştır. İyotun ve radyoaktif iyotun daha yaygın olarak kullanılmasının tiroid hastalıklarına katkısında ve Nükleer tıbbın gelişmesinde önemli katkıları söz konusudur. Radyoaktif haldeki iyotu hastaya verdiğimiz zaman tiroid bezi içerisinde bu radyoaktivitenin dağılımı ya da tiroid bezinde radyoaktif yoğunluğun hangi hızla, ne yoğunlukta gerçekleştiği gözlemlenir. Dolayısıyla tiroid bezinin fonksiyonunu anlatan bilgiler hekime sağlanmış olur.
Nükleer tıp alanında yapılan tetkiklerde, alınan görüntülerde tiroid bezinin içerisinde bu radyoaktivitenin dağılımına bakılarak, tutulum alanlarındaki farklılıklar değerlendirilmektedir. Tiroid bezinde bir nodül var ise, bu nodülün çalışıp çalışmadığı radyoaktif madde tutulum düzeyleri ile değerlendirilerek hekimin tanısı ve tedavisindeki yol haritası şekillendirilebilmektedir. Örneğin, elde edilen görüntü ile bu nodülün fonksiyonunun belirlenmesinde, eğer hasta hipertiroid ise ya da nodülün kötü huylu olma ihtimali varsa bundan sonra yapılacak tedaviye, klinisyene yön vermek bakımından ciddi bilgiler sağlamaktadır.
Yeni doğanda ya da bebeklik çağında tiroid bezinin gelişememesi ya da yerleşim yerindeki değişiklikler, varyasyonlar varsa; bu tür durumlarda tiroid bezi verdiğimiz radyoaktif maddeyi seçici olarak tuttuğu için elde ettiğimiz görüntüyle boyunda ya da vücudun herhangi bir yerinde iyot tutulumu ile tiroid dokusunun varlığını görüntüleme şansı elde edilebilmektedir. Herhangi bir şekilde ameliyat geçirmiş bir hastada geride kalıntı doku var mıdır, yok mudur sorusuna cevap aramak üzere tiroid sintigrafisi klinisyenlere yol göstermektedir.
Tiroid dokusunda, iyot dışında iyot gibi tiroid bezinde birikme eğilimi yüksek başka radyoaktif maddeler de vardır. Dolayısıyla, hastaya herhangi bir radyasyon riski söz konusu olmaksızın bu tetkikleri yapmak mümkün olmaktadır. Onun için Nükleer tıp biliminin elinde çok farklı imkânlar bulunmaktadır.
Paratiroid bezi, birazcık daha özellik arz eden çok küçük nazik bir organdır. Normal paratiroid dokusunun görüntülenmesi mümkün değildir ama paratiroid bezinin çok çalıştığı durumlarda adenom dediğimiz bez içerisinde bir ya da birkaç tane nodülde büyüme ya da nodüler bir oluşum söz konusu olduğunda; o dokunun belirlenmesi, yapılacak tedavi, bir cerrahi girişim yapılacaksa, cerrahi girişim yerinin belirlenmesi bakımından nükleer inceleme önemlidir. Bu bağlamda da tiroid ve paratiroid de biriken radyoaktif ilaçlar Nükleer tıp merkezlerinde bulunmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde çok çalışan bir paratiroid dokusunu, yapılan sintigrafik tetkiklerle belirleme şansı olmaktadır. Bu nedenle paratiroid hastası olan birisinde de hastanın doktoruna, ondan sonraki yapılacak tedavide yön göstermek ya da özellikle cerrahi öncesinde o dokunun paratiroid dokusu lokalizasyonunun belirlenmesi açısından, nükleer tıbbın özel bir önemi vardır.
Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif ilaçlar, özellikle tiroidde olduğu gibi bir organda birikiyorsa, uygun nitelikte bir radyoaktif madde ve uygun doz seçildiği zaman o radyoaktif maddenin yaydığı radyasyon o dokuda hasar verecek, çevre dokulara ve diğer sağlıklı dokulara zarar vermeyecek anlamına gelir. Bu nedenle radyoaktif tedavi ya da halk arasında atom tedavisi denilen şey, çoğu zaman radyoaktif iyot tedavisi ile özdeşleşmiş durumdadır. Radyoaktif iyot tedavisi tiroid hastalıklarının bazılarında tercih edilmesine karşın paratiroid hastalıklarında söz konusu değildir. Özellikle tiroid hastalıklarından zehirli guatr olarak bilinen hastalıkta radyoaktif tedavi cerrahi ve ilaçla tedaviye alternatif bir seçenek olarak bulunmaktadır. Özellikle ileri yaş grubunda kalp, akciğer hastalıkları ve ileri yaş nedeni ile durumu ameliyat için uygun olmayan hastalarda, uzun süre ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda radyoaktif tedavi, güvenle kullanılacak bir tedavi yöntemidir.
İkinci olarak da; tiroidlerinde nodül olan ve tiroid kanserleri ile özellikle çok sık rastlanan ve fonksiyon gören tiroid kanserlerinde cerrahi kesin tedavidir. Cerrahi yapıldıktan sonra kalıntı dokunun yok edilmesi amacıyla yine ağız yoluyla hastalara radyoaktif iyot verilerek kalıntı dokunun yok edilmesi ve daha sonra da gerekiyorsa, tümöral dokuya yönelik olarak radyoaktif tedavi yapılması mümkün olmaktadır. Burada kullanılan doz, bir kere teşhis için kullanılan dozdan çok daha yüksektir ve hastalar hastaneye yatırılarak doz verilmektedir. Dolayısıyla verilen radyoaktif ilacın biriktiği dokuda oluşturduğu radyasyon hasarına bağlı bazı olumsuzluklar beklenebilmektedir. Çoğu zaman da yüz güldüren sonuçlar elde edilmektedir. Bir radyasyon söz konusu olduğu için genelde hastalarda ve yakınlarında bir çekince söz konusudur ama gerektiğinde bu tedavinin güvenle kullanılabildiğini akılda tutmakta yarar vardır.
Tiroid ve paratiroidin atom tedavileri açısından veya değerlendirme yöntemleri açısından radyasyon riski söz konusu olabilir. Radyoaktif madde kullanılacak kişilerde, hamilelik kesinlikle engel bir durumdur. Yani hamile olanlara radyoaktif madde verilmez. Çok olağanüstü, annenin sağlığını tehdit eden özel bir durum söz konusu değilse, bebek emziren annelere radyoaktif madde verilmez. Eğer radyoaktif madde verilmesi gerekiyorsa da, belli bir süre bebeği emzirmemesi istenir. Burada teşhis için kullanılan radyoaktif madde dozları, çok düşük bir miktardır. Onun için radyasyondan korunma ile ilgili olarak, o tetkikin yapıldığı kişi ya da yapıldığı kişilerin radyasyondan korunma ile ilgili çok ciddi bir tedbir almasına gerek yoktur. Yapılması gerekenler zaten tetkiki yapan kişiler ya da nükleer tıp doktoru tarafından kişiye tavsiye edilecektir. Sadece radyoaktif tedavi almış hastalarla ki burada kişinin vücudundaki radyasyon dozu belli düzeye ininceye kadar kişiler özel odalarda tutulup, radyoaktif madde miktarının yeterince düştüğünden emin olduktan sonra hasta taburcu edilmektedir. Ama bu kişilerin özellikle bebeklerden, hamile kişilerden uzakta ya da onlarla çok yakın ilişkide, uzun süre onlarla birlikte bir ortamda bulunmaması gerektiği tavsiye edilmektedir. Zaten gerek tedavi sonrasında, gerekse tetkik sonrasında kişiler detaylı bir şekilde bilgilendirilmektedirler. Ama bilinmesi gereken en önemli şey; hamile olanların, bebek emzirenlerin radyoaktif maddeyi almadan önce öyle bir durum söz konusu olduğunda, ilgili kişilerin mutlaka haberdar etmesinde yarar vardır.